Osiris Mumyalanırken

          Anubis, Osiris’i mumyalarken…

 

 

Osiris, Öldürülen Tanrı

Söylencelere göre, Osiris Mısır’ı yöne­tirken gösterdiği güç ve adaletle meşhur olmuş, efsanevi bir kraldı. Erkek karde­si Seth ona tuzak kurup öldürmeyi başardı. Osiris’in eşi, “büyük büyücü ” İsis, ölü Osiris’ten hamile kalmayi başardı, İsis, cesedi gömdükten sonra Nil deltasına sığındı, orada sık papirüs kümelerinin arasına gizlenip oğlu Horus’u dünyaya getirdi. Horus büyüyünce haklarını talep etti ve amcasına saldırdı.

Başlangıçta Seth onun bir gözünü çıkarmayı başardı, ama kavga sürdü ve so­nunda zaferi Horus kazandı. Gözünü geri aldı ve onu Osiris’e sundu (Osiris haya­ta böyle geri döndü vb). Tanrılar Seth’i kendi kurbanını taşımaya mahkûm ettiler.

Ama Apophis gibi Seth de kesin olarak yok edilemez, çünkü o da ortadan kaldırılması olanaksız bir gücü temsil eder. Zaferden sonra Horus ölüler diyarına indi ve müjdeyi ver­di. Babasının meşru varisi olarak kabul edildi ve kral olarak kendisine taç giydi­rildi. Osiris’i de böyle “uyandırdı” Metinlere göre, “onun ruhunu harekete geçir­di”.

Dramın özellikle bu son perdesi Osirise özgü varolus biçimini aydınlatmak­tadır. Horus onu bilinçsiz bir uyuşukluk hali içinde bulur ve yeniden canlandır­mayı başarır. “Osiris Bak! Osiris ! Dinle! Ayağa kalk! Diril!”

Osiris hiçbir za­man hareket halinde tasvir edilmez; o bize hep güçsüz ve edilgen bir durumda gösterilir. Horus taç giydikten, yani kriz (“kaos”) dönemine son verdikten son­ra onu diriltir: “Osiris! Sen gittin, ama geri geldin; uyudun, ama uyandırıldın; Öldün , ama şimdi yeniden yaşıyorsun. Bununla birlikte Osiris “tinsel bir kişi­lik” (= ruh) ve hayat enerjisi olarak dirilmiştir. Bundan böyle bitkilerin bereketi­ni ve bütün üreme güçlerini o sağlayacaktır. O, bütün yeryüzü olarak betimlenir veya dünyayı kuşatan okyanusa benzetilir. MÖ 2750’ye doğru Osiris bereket ve büyüme kaynaklarını simgelemeye başlamıstır.Başka bir deyişle, öldürülen Kral (= ölen firavun) Osiris, oğlu Horus’un (tahta çıkan firavun tarafindan temsil edilmektedir) yönettigi krallığın refahını sağlar.

Ra, firavun ve Osiris-Horus çifti arasındaki ilişkiler ana hatlariyla anlaşılmak­tadir. Güneş ve kral mezarlari kutsallığın başlıca iki kaynağını oluşturuyordu Güneş teolojisine göre, firavun Ra’nın oğluydu; ama madem ki ölen hükümdarın (= Osiris) yerini almıştı, hüküm süren firavun aynı zamanda Horus’tu. Mısır din­sel düşüncesinin bu iki doğrultusu, “güneşleştirme” ve “Osirisleştirme” arasındaki gerilim krallık işlevinde kendini açığa vurur. Daha önce gördügümüz gibi, Mısır uygarlığı Yukarı ve Asağı Mısır’ın tek bir krallık halinde birleşmesinin so­nucuydu. Başlangıçta Ra, altın çağ Hükümdarı olarak kabul edilmişti; ama Orta Krallıktan (M Ö 2040-1730) itibaren bu rol Osiris’e geçti. Krallık ideolojisinde sonunda Osirisçi yaklaşım ağır bastı; çünkü Osiris-Horus soy zinciri hanedanin sürekliliğini güvence altına alıyor ve ayrıca ülkenin refahını sağlıyordu.Osiris, evrensel bereket kaynağı olarak, oğlunun ve onun ardılının saltanatını zenginleştiriyordu.

Orta Krallık dönemine ait bir metin Osiris’in bütün yaratılışın kaynağı ve te­meli olarak yüceltilmesini hayran olunacak bir güzellikte ifade eder; “ister yaşa­yayım, ister öleyim , Osiris’im ben. Senin içine girer ve senin aracılığınla görü­nürüm yeniden; sende çürürüm ve sende büyürüm… . Tanrılar bende yaşar, çün­kü ben onların dayandığı buğday başağında yaşarım ve büyürüm . Toprağı örterim ben; ister yaşayayım ister öleyim, Arpa’yım ben, yok edilmem. Ben Düzen’in içine girdim.. . Düzen’in Efendisi oldum , Düzen’in içinde zuhur ederim ben….”

Artık bedenlenmiş bir varoluşun bir tür aşkın değişimi olarak kabul edilen ölüme, gözü pek bir biçimde değer kazandırılması söz konusudur. Ölüm , anlam­sızlık dünyasından anlam dünyasına geçişi tamamlar. Mezar insanın görünüm de­ğişiminin , aşkın bir görünüme ulaşmasının (sakh) tamamlandığı yerdir; çünkü ölü bir Akh, “aşkın görünümlü ruh” haline gelir.

Kaynak: Dinsel Düşünceler ve İnançlar Tarihi- Mircea Eliade